14 Nisan 2009 Salı

Sebepsiz Yere Ansızın Mutluluk

Önceleri hiç sebepsiz, birdenve kendimi çok iyi hissettiğim ansızın mutlulukların
sayısının ne kadar azaldığını farkettim. Ne güzel bir anda içinizi kocaman bir mutluluk
kaplar, gülersiniz, insanların bakışlarına aldırmadan, ne keyifli anlardır, şimdi
düşündüm ve düşünmek bile mutlu etti.

Bu beni ciddi anlamda düşündürüyor ve bu sebepsiz mutlulukların sayısını nasıl artırabilirimin yollarına bakıyorum, Var mı bir fikrin?

16 Mart 2009 Pazartesi

Mutlu etme sanatı...

Bu aralar kafa dağınık, gelecekteki mutluluklar için çok düşünüyoruz...

Neyse bu fıkrayı görünce gülümsedim, belki biliyorsunuzdur, ama okuyun yine de..

Doktor , erkek hastasını muayene ettikten sonra, adamın eşi ile özel konuşmak istediğini bildirdi.Adam dışarıya çıktıktan sonra, kadına ciddi bir sesle durumu anlatmaya başladı:
- 'Eşinizin hastalığı ciddi' dedi 'Korkunç bir stres'i var. Söylediklerimi uygulamazsanı z, bilin ki ilk gerginlikte ölecek'. Sonra devam etti:
- 'Her sabah mükemmel bir kahvaltı hazırlamanız gerekli.. Neşeli olmasını sağlamaya dikkat edin. öğlen için de yanına çok iyi bir yemek vermelisiniz. Dört başı mamur bir menü. İş yerinde onu yesin. Akşam yemeği olarak ya yumuşacık bir biftek, ya da bonfile hazırlayın. Bol sebze garnisiyle.Haftada iki akşam da mükellef bir balık. Rakısına bir adet buz yeterli. 35liğin yarısını geçmesin. Keyiflenir de 'bir duble daha' derse bırakın içsin. Böylece gevşer biraz daha. Konuşurken sakın keyfini kaçıracak konulardan bahsedeyim demeyin. Özel problemlerinizi de kesinlikle açmayın.Yoksa kötüleşiverir. Kendinize mutlaka dekolte bir kıyafet seçin. Bakımlı olun. Yanına oturup sırtını ovun. Televizyonda maç seyretmesi için her
akşam teşvik edin.Siz de yanına sessizce oturup kırmızı şarap servisi yaparsanız fevkalade olur.En önemli nokta da şu: Haftada birkaç akşam seks yapın ve onu her bakımdan tatmin etmeye bakın... Eğer bu söylediklerimi aksatmadan bir yıl kadar uygularsanız, sanırım o takdirde kocanız iyileşip normal hayatına dönecektir ve uzun bir mutlu yaşam sizi bekleyecektir. '.

Eve dönüş yolunda koca, eşine sordu:
- 'Doktor ne dedi sana?' dedi.
Kadın kısaca cevap verdi:
- 'Ölecekmişsin.

10 Mart 2009 Salı

Gülse Birsel'den 'Mutluluğun sırrı'...

Toplanın, mutluluğun sırrını veriyorum!
Bir kere şu ortaya çıktı: Para , mutluluk getirmiyor kardeşim! Modern dünya, sadece 'daha zenginlerin' , 'daha az zenginlerden' biraz daha mesut olduğunu, bu saadetin de 'üstünlük' hissinden kaynaklandığını ve uzun sürmediğini keşfetti! Psikologlar 'mutluluk' konusuna takmış
durumdalar.
Temel ihtiyaçları karşılandığı sürece, daha fazla para ekstra bir mutluluk getirmiyor.
Peki, kim, niye mutlu oluyor? Time dergisinin son sayısı, birçok bilim
adamının bu konuda yaptığı araştırmalardan çıkan ilginç sonuçları konu
alıyor. Mutluluk, bizim sandığımız etkenlerden çoğuyla hiç bağlantılı değil!
Para ? Hiç alakası yok!
Eğitim? Hiç etkisi yok!
Zekâ? Aynı şekilde!
Gençlik? Bilakis! Yaşlıların hayattan gençlere göre daha çok zevk aldıkları ve depresyona daha az meyilli oldukları kanıtlanmış!
Evlilik? Araştırmalara göre, evli insanlar bekârlara göre biraz daha mutlu olsa da, bunun sebebi zaten mutlu olmaya meyilli insanların evlilikleri daha kolay yürütmesiyle ilgili olabilir!
Güneşli havalar? Hayır! Amerika'nın bol yağmurlu bölgelerinde yaşayanların Kaliforniyalı lara göre daha depresif olmadığı kanıtlanmış!
O zaman insanları mutlu eden ne?
Bulgulara göre dini inanç insanların mutluluğunu artıran önemli bir
etkenmiş. İnanan insanlar zorluklara karşı daha kolay göğüs geriyor ve daha iyimser oluyorlarmış .
Arkadaşlar, mutsuzluğa karşı müthiş bir ilaçmış!
Ahbapları, d ostları, aileleri ve çevreleriyle daha yakın ve sık ilişki kuran insanlar karamsarlıktan uzak kalmak için en etkili formülü bulmuşlar.
Bu arada, mutlu olmak için bir grup psikoloğun kullandığı 'gün inşa etme' metodundan bahsetmek lazım. Denekler bir gün önce dakika dakika ne yaptıklarını hatırlayıp, bu aktivitenin onların açısından mutluluk düzeyini birden yediye kadar işaretliyorlar. Bu test 900 kişide uygulanıyor. Sonuçlar ilginç...
En çok mutluluk veren aktiviteler, arkadaşlarla sosyalleşme, evde yatıp gevşeme, dua etme ve yemek yeme... Bunları spor yapma ve televizyon seyretme takip ediyor. Tuhaf ama 'çocuklarla ilgilenmek' listenin en altlarında, ev işinin bir sıra üstünde yer alıyor! Çoğu insanın hayatında mutluluğunun kaynağı olarak gördüğü çocukların, günlük hayatın mutsuzluk sebeplerinden biri olması ilginç! Demek ki, mutlu ettiğini sandığınız her şey mutlu etmiyor! Ancak, günlük hayatta insanı sinirlendiren, geren, mutsuz eden ufak te fek olaylar, hayatın genelinde mutluluk kaynağı olabilirmiş! Sürekli şikayet ettiğiniz stresli işiniz, hayatınızın en önemli rengi olabilir örneğin.
Psikologların bu konuyla ilgili edindiği farklı bir bulgu da: 'Sonların gücü'! Sözgelimi, sizi çok mutlu eden bir ilişki, son bir haftasında berbat kavgalar ve gözyaşı dolu bir ayrılıkla sonlanıyorsa, bütün hayatınız boyunca o ilişkiyi kötü hatırlıyorsunuz! Bu konu, kolonoskopi yaptıran bir grup insan üzerinde test edilmiş. Biliyorsunuz kolonoskopi, bağırsaklarla ilgili rahatsız edici, biraz acılı bir muayene metodu. Bir grup hastaya standart kolonoskopi yapılmış. Diğer grupta ise kolonoskopi aleti, muayeneden sonra 60 saniye hareketsiz bırakılmış. Hastalara acı veren bölüm aletin hareketleri olduğu için, uygulama 60 saniye daha uzun sürdüğü halde, muayenenin sonu 60 saniyelik acısız bir zaman dilimiyle bittiği için, ikinci gruptaki hastalar, uygulamayı, ilk gruba göre daha az rahatsız edici bulmuşlar!
Peki, herkes mutlu olabilir mi? 1996'da yapılan bir araştırmaya g öre, bir insanın hayatından memnun olması, yüzde 50 oranında genetik yapısına bağlı!
Genler neşeli, rahat bir kişilik yapısını, stresle başa çıkma kapasitesini, depresyon ve endişeye mehili yönlendiriyor! Eğer bir insan genetik olarak mutluluğa meyilliyse, başına berbat şeyler de gelse, hatta kaza sonucu bir uzvunu bile kaybetse, zaman içinde, eski mutluluk seviyesine ya da ona yakın bir noktaya dönebiliyor!
Bütün psikologların üzerinde fikir birliğine vardıkları üç mutluluk formülü var:
Şükretmek, iyilik yapmak ve yaptığın işi sevip daha çok konsantre olmak!
Şükretmek, hayattan duyduğun memnuniyeti ifade etmek, hatta bunu düzenli olarak yazmak ve söylemek, sadece insanın keyfini yerine getirmekle kalmıyor; Kaliforniya Üniversitesi' nin araştırmasına göre fiziksel sağlığı düzeltiyor, enerji seviyelerini yükseltiyor, acı ve yorgunluğu azaltıyor!
İyilik yapmak, sözgelimi düzenli olarak bir huzurevini ziy aret etmek, bir komşuya yardım etmek, babaanneye mektup yazmak, mutluluk derecesini ani ve dramatik biçimde artırıyor!
Ne para, ne aşk, ne güneş, ne gençlik. Yaptığınız işi sevip, o işe bütün konsantrasyonunuzu ve enerjinizi severek vermek de, mutluluğun formüllerinden biri. Marangoz olsanız da, doktor olsanız da böyle.
O kadar araştırma, kolonoskopide ekstra 60 saniyeye katlanan denekler (!), yazışmalar, toplantılar, istatistikler. .. Psikologlar yine bize anaokulunda öğretilenlerle kutsal kitaplarda yazılanları bulmuşlar: Mutlu olmak için çalış, iyilik yap, şükret!

Gülse Birsel

9 Mart 2009 Pazartesi

Dostuma...

Karıncaya sormuşlar;
"Nereye gidiyorsun?"
"Dostuma", demiş.
"Bu bacaklarla zor" demişler.
Karınca;
"Olsun, varamasam da yolunda ölürüm" demiş..

Yolunda ölünecek dostlara...

Bir dostun yanında olmak


Sabahtan akşama insanın havası (duygu ve düşünceleri) nasıl da değişiyor. Bugün uzun zamandır aklımda olan bazı konular üstüme geldi sabah sabah. Sıkıldım taii ki. Arkadaşlarımla buluşacağım, atmaya çalıştım aklımdan. Olmadı.

İlk ben masaya oturdum Alsancak’ta sahilde, kimse gelmemişti daha. İzmir’de uzun zamandır yoktum, sabah yağan yağmurun ardından pırıl pırıl bir hava. Cıvıl cıvıl insanlar. Bense düşünceliyim. Aklımı boialtamıyorum. Düşünceli düşünceli bakınırken geldi ilki.

Uzun zamandır görmediğim dostlarımdan dördünü gördüm bugün. İçimde birşeyler değişti, derdimi unuttum diyemem ama sanki birileri onlara bazı şeyler söyletti. Bir ışık yandı içimde. Yapmayı düşündüğüm şeler birden bire döküldü ağzımdan, “olur yahu ..” deyip bana bazı fırsatlardan bahsettiler.

Bir değişik oldum ben bugün. İzmir’in havası, eski dostlar...

Aklıma gelen tek söz;

“Kahve - kahvehane bahane, gönül muhabbet ister”

28 Ocak 2009 Çarşamba

Küçük mutlulukları bulabilmek....


Bugün mutluyum çünkü;
1. Sabahın köründe kalkıp birine yardım eli uzattım. Neredeyse 17 sene önceki halime.
2. Spor yaptım.
3. Birine portakal suyu ısmarladım.
4. Belki birinin beni affetmesini sağladım.
5. Aşkımı tazledim.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Mutluluk anahtarı


İnsanlar her zaman mutsuzluk yaratan olaylar ya da insanlarla karşılaşırlar. Hayatın tadı tuzu bu. Bilinen bir şey var ki insanın olumlu tavra dönebilmesi için, kendisinin mutlu olduğu bir yerde hissetmesi gerekmektedir. Dönmek için ise bir hayal, bir imaj, bir resim, bir tetik gerekir yani.
İşte bu resim, bildiğim kadarıyla bazı arkadaşlarımın pazartesi sendromunu atmalarında yardımcı olacak.
Sizin resminiz ne?

Şans işte yine işler yolunda :)


Bugün çok güzel birşey oldu, son zamanlarda çözmek istediğim bir konu vardı, kolay olmadı çözümü bulmak, aslında çözdüm diyemem henüz ama çözme yolunda harika bir adım attım.
Nasıl mı oldu???
Birisine yardım etmek istiyordum.
Bir başka arkadaşımın yardım istedi.
Bir başka arkadaşımın yardım aldığını öğrendim.
Bir başka arkadaşım da yardım etmek istediğni söyledi.
Yakında hepsini tanıştıracağım.

Bu nasıl mı oldu, devamlı aklımdaydılar, devamlı onlara nasıl yardımcı olabilirim diye düşünüyordum. Belki çözüm bendeydi belki de başka yerde??? Ama devamlı kafamdaydı.
Olur ya sanki bir anda kafamda bir ampul yandı, ve belki farklı bir zamanda oluşmayacak bir şeyin tohumlarını attım.
nasıl mutluyum anlatamam, insanlara yardımcı olabilmek, çok güzel.

24 Ocak 2009 Cumartesi

MUTLULUĞUN GİZİ



Bir tüccar Mutluluğun Gizi'ni öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.
Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış: Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırayda bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.
Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Gizi'ni açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş.
"Ama, sizden bir ricada bulanacağım", diye eklemiş, delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş. "Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz."

Delikanlı sarayın merdivenlerini inip-çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.
"Güzel, demiş bilge, peki yemek salonumda ki acem halılarını gördünüz mü?
Bahçıvan Başı'nın yaratmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü?
Kütüphanedeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?"

Utanan delikanlı hiçbir şey görmediğini itraf etmek zorunda kalmış. çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.
"Öyleyse git, evrenimin harikalarını tanı", demiş ona bilge, "oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin."

İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış.
"Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?" diye sormuş bilge.

Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.
"Peki", demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi, "sana verebileceğim tek bir öğüt var: Mutluluğun Gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan."

Bu hikayenin bir başka versiyonunu da okumuştum. Onda gül bahçesini dolaşıyordu genç. Şu koşturmcalı dünyamızda, etrafımızdaki güzellikleri görmeden yaşıyoruz. Son günlerde "metrodaki kemancı" olayı da bunu yeniden insanların önüne serdi.
Beceri, o kaşıkla etrafın güzelliklerinin farkına varabilmek.

23 Ocak 2009 Cuma

Mutlu olmak için "mutsuz" ne demek bilmek gerek.


Mutsuz olan insanın içinden gelen bir olumsuzluk vardır. Devamlı, eksik olarak gördüğü her ne ise, o yüzden mutsuzdur. Mutsuz olduğu gibi, bunun eksikliğinin sebebini de başkasına yükler, sorumluluğu da ona atarsa, mutsuzluğu yaymış olur. Dır dır yapar, söylenir durur.

21 Ocak 2009 Çarşamba

Sıkkınlığı, ataleti atın...


Canınız mı sıkılıyor? Hem de sadece bir şeye değil, şöyle genel bir şekilde. Birşey yapmak istemiyormusunuz? Ya da bir şekilde kaçıp gitmek mi geliyor içinizden?
Tamam daralmışsınız. Belli ki sizin elinizi kolunuzu bu şekilde bağlayan, enerjinizi çalan birşey var.
Aslına bakarsanız, bu psikolojik durumdan çıkmanızı sağlayacak çözümü biliyorsunuz, ama yapmıyorsunuz. Doktorluk bir durum değil. Sizin kafanızın içerisinde yapmak zorunda olduğunuz ama yapmak istemediğiniz, ya da yapmaktan çekindiğiniz bir konu var. Napıyorsunuz, herkes gibi erteliyorsunuz onu değil mi?
İşte çıkarın listenizi koyun önünüze, en yapmak istemediklerinizi hemen listenin başına çekin. Önceliği onlara verin. Ertelemeyin, daha fazla enerjinizi çalmasına izin vermeyin. Ve kurtulun onlardan.
www.eatthatfrogmovie.com adresine gidin ve bu kitapla ilgili kısa filmi izleyin.
Başarılı insanlar işte bu şekilde aslında ufak farklılıklar ile gerçekten farklı oluyorlar. Mutluluğunuza ulaşmak için bu şekilde sıkıntılardan kurtulmak gerekli. Olumlu tavrın arkasındaki büyü bu.

20 Ocak 2009 Salı

Kendinize Huzur Verin!


Mutlu olmak için huzur lazım.
Bu dünya bize huzur vermek için yapılmamış sanki. İnsanlar hep bizi huzursuz etmek için çabalıyor, devamlı birşeyler problemli şekilde bize geliyor.
Ben insanlara şunu söylüyorum:
Problemin ne?
Özellikle bunu soruyorum çünkü problem onun problemi, benim olmamalı. Bu sayede kendimi huzurlu seviyede tutmaya çalışıyorum. Her zaman olmuyor ama işe yarıyor.

19 Ocak 2009 Pazartesi

Yağmurda temizlenmek


Bu "şehirde yaşam" konusunda son günlerde birçok yazı resim geliyor önüme.
"Yağmurda temizlenmek" ise benim çook eskilerde hatırladığım bir büyüğümün sözüdür. İzmir'de büyüdük, şanslıyız. Biz küçükken yağmur yağdığında ıslanırdık. Ama koşuşturmazdık, ıslana ıslana. yavaş yavaş yürürdük. Vapura biner, alt kata inerdik (bunu çoğu insan yapmamıştır, artık yasak). Eve girerken burnumdan sular şıp şıp akardı. Islanırdık ama temizlenirdik sanki. Hava temizlenirdi, dünya temizlenirdi, biz temizlenirdik.
Yağmuru paylaşırdık hayatla... Hayatımızın bir parçası olurdu, ondan kaçmazdık.
Yağmurun kokusunu da özledim, artık o da silindi gitti hayatımızdan. Arada motorla gezinirken şehrin dışında alıyorum o kokuyu yine.

17 Ocak 2009 Cumartesi

Dali!


Bugün Dali'yleydik. İnanın insanı etkileyen bir sergi. Hatta darmadağan olup çıktım.

Bir harika eser; Destino (Salvador Dali ve Walt Disney), orada izledik. Nerelere götürdü beni anlatamam.
Dali'nin çalışmaları içerisinde kaybolurken, aklımda kalan birkaç cümlesinden biri:
"6 yaşında şef olmak istiyordum. 7 yaşında Napoleon olmaya karar vermiştim. O yaşımdan sonra ise, en büyük emelim Salvador Dali olabilmekti."

Orada günlüğünden birkaç satır vardı; hatırladığım kadarıyla konservatura gitme konusunda isteğini yazmış. Daha ilk dakikalarda o günlüğü okurken, o isteğinin gücünü hissettiriyor. Sonrasında karşılaştığınız çalışmalarında yaratıcılığıyla sizi şaşırtırken aslında şunu söylüyor; aslında gerçek sadece olayı nasıl düşlediğiniz, algıladığınız.

Yani neyi nasıl düşlerseniz o sizin gerçeğiniz.

Mutluyum!

16 Ocak 2009 Cuma


Gün içerisinde bizi mutlu eden olaylar
1. Sabah kalktığınızda sağlıklı hissediyorsanız,
2. Aynaya baktığınızda güzeli görüyorsanız,
3. Giyindiğinizde ufak detaylardan mutluysanız,
4. Akşam oluncaya kadar bir şeyin olmasını umuyorsanız,
5. Gün içerisinde birine sebep olmadan "günaydın, nasılsın?" diye sorduysanız,
6. Akşam olduğunda, bugün şunu başardım diyebiliyorsanız,
mutlu olmak için çok sebebiniz var demektir.

İnsanlar mutlu doğar, ama bunu anlamaları uzun yıllar alır diyordu bir yazar. Evet mutlu bir hayatımız var, onu bırakmayalım.

15 Ocak 2009 Perşembe

Sevmek ve paylaşmak

Sevmek aslında düşündüğünüz gibi oturup yapılacak birşey değildir. Sevmek bir eylemdir. Sevdiğinizi göstermeniz için en güzel davranışlardan biri ise paylaşmaktır. Bu da mutluluğun sırlarından biri işte....

ICE AGE 3 Trailer, paylaşma ve sevgi üstüne (HAHAHA)


Ice Age 3 (2009) Trailer #2 (HQ) - Funny videos are here

13 Ocak 2009 Salı

"Mutlu olmak istiyorsan, ol!"

Leo Tolstoy'un bu sözü aslında çok da derin. Belki anlamak zor, belki kolay. Ben biraz ne aladığımı yazayım.

Öncelikle şunu kabul edelim, şehir hayatı aslında çoğunluğun mutsuzluğundan azınlığın mutlu olması üzerine kurulmuş. Yani etrafımızdaki koşullar çoğu kez çoğumuza mutsuzluk verme durumunda.

Mutlu olmak için yapılabilecek 2 şey var, ya mutlu olmak için harekete geçersin, ya da beklersin.

İşte konuyla ilgili bir film: Schweppes Short Film Festival'inden [Signs].

Bir kişi ise facebook'a koymuş bile.

Etkileyici, birçoğumuz kendimizden birşeyler bulabiliriz bu kısacık filmde. En kritik konuysa aslında hayatta mutlu olabilmek için dışarıdan birşeyler bekliyor olmamız.

Bence beklemeyelim, mutlu olmak için harekete geçelim.

11 Ocak 2009 Pazar

Harekette bereket var...


Harika bir haftasonu; güzel kahvaltılar, arkadaşlarle beraber toplantılar, doğumgünü kutlaması.
Geçtiğimiz günlerde uzun zamandır görmediğim birçok arkadaşımla beraber olduk.
Bir kaç gündür de spor yapmaya başladım yeniden. Spor beni yeniliyor resmen. Evet gerçekten ilk günler acıyla ağrıyla geldim eve. Biraz önce görüştüğüm arkadaşım birisi de Kartepe'de ilk kayağı yapmış, "şimdi evde acılar içindeyim" dedi. Ama mutlu :)
İşte mutlu olmanın bir püf noktası da bu. Hareket etmek gerek, spor yapın.
Çok eskiden bir hocam şunu söylemişti.
İnsanın üç tip enerjisi vardır. Biri kafa enerjisi, bunun için sağlıklı bilgi edinmek, okumak ve düşünmek gerekir demişti. Bir başkası ise duygusal enerjidir, insanın olumlu olması güzel duygularla dolu olması gerek (söyliyeyim o zamanlar duygusal zeka falan yoktu hayatımızda). Ve de en sonuncusu ve güzeli fiziksel enerji. Yani sağlam vucut lazım :)
İşte buna en güzel örnek PEN.
Pen bizim Koh Pha-ngan'da Haad Yao plajında kaldığımız yerdeki çalışanlardan biri. İnanılmaz bir çocuk. Laos'lu. Günde 120 baht alıyor (yaklaşık 6 lira) Ama çocukta bir enerji var, ama sadece hareketli anlamında demiyorum. Muhabbet ediyor, ilgileniyor, işini sakince ve düzgün yapıyor. İnanılmaz bir keyif ve sakinlikle, yaşıyor.
Yaşamak için bu enerjiler lazım, içinizdeki enerjiyi keşfetmemiz lazım.
(FOTO: Kıvılcım Pınar - Pen akşam şovundan hemen önce.)

10 Ocak 2009 Cumartesi

İnsanlarla beraber olmak gerek...


Çok güzel bir gecenin ardından aklımda kalan en önemli şey şu oldu...
Uzun zamandır göremediğim, gerçekten özlediğim insanlar var...

Ne bu işten eve, eveden markete, ordan buraya koşuşturmaca?
Yahu esas istediğim arkadaşlarımla konuşmak, dertleşmek, geyik yapmak ve gülmek...

"Nasılsın, nerdesin sen?"
"Tayland'daydık, sen?"
"Geçenlerde senin evin ordaydım!"
"Neden gelmedin? Bak ara beni, 7'de evde oluyorum, goruselim."

Nasıl da insan enerji topluyor. Aslında sadece herkes birbirine o güzel enerjiyi veriyor, paylaşıyor, enerji de paylaşıldıkça azalmıyor, çoğalıyor.

Mutlu etmek = Mutlu olmak


Aynı nasıl mutlu olacağınızı bildiğimizi sandığımız gibi, başkalarının neden mutlu olacağını da bildiğimizi sanıyoruz...
Yani benim yiğenim, şu bebeği alırsam mutlu olur, ya da şu şekeri, arkadaşıma şu hediyeyi alırsam mutlu olur,
sevgilime şu giysiyi, eşime şu pırlantayı alırsam ....
Aslında mutluluğumuzu nasıl da nesnelleştiriyoruz.
İnsanları mutlu etmek isteyenlere ufak ipuçları.....

Onlarla konuşun, onlara sorun, onları dinleyin... Size onları neyin mutlu edeceğini söyleyeceklerdir Mesela ben yiğenimle beraber olup parkta bisiklete binersek ona en büyük mutluluğu veriyormuşum. Ona aldığım hediye giysilerle değil. Bana bunu söylediğinde o kadar çok etkilendim ki, herkesin esasında birbirine ne kadar uzak kaldığını anladım. Yaşamdan - insanlığımızdan - duygularımızdan uzaklaşmışız.. Hadi onları bulalım..

7 Ocak 2009 Çarşamba

Bir şeye sahip olarak mutlu olmak.
Bir yerde olarak mutlu olmak.
Başarıyla mutlu olmak.
Çok para sahibi olarak mutlu olmak.
Mutlu olmak için aslında kafamızda hepimizin oluşmuş olan belli kalıplar var.

Ancak hayatta esas mutluluğu belki de küçük bir kızdan öğrendim. "If you are happy, then I'm happy!"

Yani mutluluğun esas sırrı başkalarının da mutlu olmasından geçiyor. Mutluluğu bulabilmek için bin dereden su getirmeye çalışan biri, esasında mutsuz kalmaya mahkum oluyor. Ve de etrafındakileri de bu mutsuzluk girdabına çekiyor.

Oysaaaa. Sade ve basit, ufacık bir olayın seni mutlu edebileceğini kabul edersen, o zaman hergün, her yerde mutlu olabiliyorsun. O zaman da her an mutlu olabileceğini öğreniyorsun. İş aslında her an mutlu olabileceğini bilmekte. Bu sayede de görüyorsun ki, mutlu olabilmek için tek şeye ihtiyacın var; o anı biriyle paylaşmak, o anda aynı olaydan beraber mutlu olmayı öğreniyorsun.

Sade ve basit... Ufacık birşey.... O an...

Çetin Altan'ın bir sözü varmış (internetin yalancısıyım):
"Başarı bireyseldir, ancak mutlu olmak için en az iki kişi şarttır."

Bence öyle....

Geriye Kalan İzler

Bembeyaz un gibi kumlar, yesil-mavi deniz, inanilmaz bir doga, manavda hic tanimadigin meyveler...
Bunların hepsi cok guzel ama su an geriye baktigimda aklimda kalan en guzel seylerden biri,
insanlarin suratindaki o icten gulumseme...
Gunde 4-5 $ para kazanip, fazlasıyla calisip ama bunun tadini cikarmak..
Belki bu buyuk sehirlerde unuttugumuz en onemli seylerden biri...
Anın tadını cıkarmak, gecmisin yada gelecegin değil...
Kim biliyor ki sonrasını ya da gecmis bize ne katiyor...
Nefes aldığımızın farkında varmak, daha buyuk bir mutluluk yok..
İnsanlara "Yarın nerede uyanmak istersiniz?" diye soruluyor.
Aslında mutluluğu hayal etmeleri için çok basit bir fırsat değil mi bu?
Cevaplar ise çok düşündürücü. Böyle mi oldu insanlar gerçekten?


Fifty People, One Question: Brooklyn from Crush & Lovely on Vimeo.

6 Ocak 2009 Salı

Mutluysan mutluyum!


Bunu ben söylemedim. Tayland gezimizde bir ufak kız çocuğu söyledi. Bunun gibi birçok ufak ama güzel an yaşadık, yaşandı.

Bu gezi beni çok etkiledi, enerjiyle - gerçek yaşam enerjisiyle döndüm. Benimle beraber olan herkesi öylesine etkiledi ki bu gezi, orada yaşananları silinmeden aktarmak istedim. Hatta yaşatmak istedim.Tayland'da yaşamı, yaşayanları, yaşananları....

Uzun zamandır yapmakta olduğum bir birikim var. İnsanlara yardımcı olmak için birşeyler biriktirmeye çalışıyorum, birşeyler yazıyorum. Burada artık, insanların mutlu olmalarına yardımcı olmak amacıyla, ne varsa elimde paylaşmaya karar verdim.

Mutluysanız, mutluyum.

(Foto: Kıvılcım Pınar)